‘Sağlık’ kategorisi için Arşiv

Yeni ekmeğimiz!..

Pazar, 10 Ağustos 2008

Türk insanının vazgeçemediği, hani derler ya At, Avrat, Silah. Yok; artık bu kural değişti.

Nasıl mı?

Önce yiyecek ekmek bulmak, başını sokacak bir ev, baraka vs. bulmak, biraz daha iyi yaşamak(!)

Artık öncelikler bu konuda.

Bunu anlayan bilim adamlarımız, bu hususta yeni, yeni ürünler piyasaya sürmekteler ve insanlık için faydalı işler yapmaktadırlar.

İşte en son üretilen madde. EKMEK..

Gelin bu ekmeğin nasıl bir madde olduğunu, nelere iyi geldiğini, gazete ve Tv haberlerinden hep birlikte öğrenip, inceleyelim.

Ne diyor haberler?

Sofraların vazgeçilmez tadı ekmek artık birçok hastalığa da iyi gelmeye başladı.

Kalp ve damar hastalıkları ile mücadele etmede yardımcı olan ‘Çeşni Bahar’ adlı bir ekmek üretildi.

Ekmeğin içinde bulunan soya proteini ve zengin baharatlarda bir yandan besliyor diğer yandan da lezzetine lezzet katıyor.

Ekmeğin içerisinde soya, yulaf unu, çavdar ve arpa unları, kekik, nane, kırmızıbiber, çemen otu, çörek otu, karabiber, tarçın, havlıcan, kimyon, zencefil, biberiye. Zerdeçal, karanfil, fesleğen gibi birçok faydalı baharat bulunuyor.

Görünüşü oldukça küçük ama bir o kadar da doyurucu. Bu ekmeği üreten uzmanlar; Çeşni Bahar ekmeğinin zengin bir vitamin deposu olduğunu ve kilo yapmadığını söylüyorlar.

Uzmanlar bu Çeşni bahar ekmeğinin kalp ve damar hastaları tarafından da oldukça fazla tercih edildiğini belirtiyorlar.

İşte bizim ülkemizin böyle faydalı ürünleri üretecek bilim adamlarına ihtiyacı var. Siyasetin yönüne göre taraf değiştiren bilim adamlarına değil.

Suyun faydaları

Pazar, 10 Ağustos 2008

Hemen hemen hepimiz suyun ne kadar faydalı olduğunu biliriz. Her diyette 1, 5-2 litre su önerilmektedir ancak nedense bu kurala uyanımız son derece azdır. İşte size suyun ne kadar önemli ve kilo vermede ne derece etkili olduğunu kanıtlayan bazı temel bilgiler;

Birçok kişi sinirli ya da üzgün olduklarında ilk iş olarak buzdolabına yönelir. Çünkü bu zamanlarda vücutta salgılanan endorfin hormonu iştah açar ve bizi yemeye yönlendirir. Oysa bu durumda yapılacak en yararlı şey su içmektir. Çünkü su, endorfin hormonu salınımını bloke ederek gereksiz yemek yemeyi engeller.

Su, kasların dengesini sağlayarak kasılma anındaki doğal fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olur.
Vücudun zararlı maddelerden arınmasını sağlar.

Kabızlığı önler. Yeterli su alınmadığı zaman beden ihtiyacı olan suyu bağırsaklardan çektiği için kabızlık oluşur.

Yemeklerden önce içilen su tokluk hissi verir.

Cildi güzelleştirir, kurumayı ve deri sarkmalarını önler.

Yağların vücutta depolanmasını önler. Karaciğerin başlıca görevlerinden biri de depolanmış yağları enerjiye çevirip, yakmaktır. Ancak böbrekler yeterli su alamazsa karaciğer iyi çalışmaz ve yağlar bedende depolanır.

Vücudumuz yeterince su alamazsa bunu bir tehlike gibi algılayıp suyu saklamaya başlar. Bu da vücutta su toplanmasına özellikle el ve ayaklarda ödem oluşumuna neden olur. Bu yüzdendir ki kişinin gün içinde yeterli miktarda su içmesi çok önemlidir.

Susamak, vücudumuzdaki sıvı miktarının azaldığına işaret eder. Günde 0.7 litre maden suyu içerseniz, günlük sıvı miktarınızın yarısını karşılamış olursunuz. Eğer günde 1 saat spor yapıyorsanız, bu miktarı 1 litre arttırmanız gerekir. Genelde insanın 8 bardak (2 litre) suya ihtiyacı vardır. Ancak kilolu kişilerin metabolizmalarını hızlandırmaları için daha fazla su tüketmeleri gerekir. Uzmanlar bunu fazladan her 12 kilo için 1 bardak su olarak ifade etmektedir.

Temizliği bu faydaların içine katmadık. En önemli yaşam şartlarından biriside su değil mi? Banyo, el, yüz yıkama, çamaşır, bulaşık yıkama, ağaçları çicekleri, hayvanları sulama, şelaleler vs…

İşte canlıların hayat kaynağı suyun yaptıkları. Size kalmış. İster içersiniz, ister içmezsiniz. Sizin bileceğiniz bir iş. Bana soracak olursanız? Bol, bol için…

Kalori yakmak için..

Pazar, 10 Ağustos 2008

Kalori yakmanın en kolay yollarını sizler için aşağıya çıkarttım. Bir deneyin! Olmazsa başka yolları da denerziniz!..

Kahvaltı :

1-Yağlı süt yerine yağsız veya yarım yağlı süt için.
2-Kahvaltılık gevrek veya meyve suyunuz için kullandığınız tabağı veya bardağı küçültün.
3-Sütünüzü şeker yerine taze meyveyle tatlandırın.
4-Enerjisiz tatlandırıcılarla yapılmış light yoğurdu tercih edin.
5-Ekmeğinizi tamamen tüketmek yerine birisiyle paylaşın veya ertesi sabah kahvaltısı için ayırın.
6-Yumurtanızı pişirirken margarin veya sıvı yağ kullanmak yerine yağsız tavada veya domates ilavesiyle ile pişirin.
7-Omletinizi peynir veya sucuk yerine soğan, mantar, ıspanak ve biber ile lezzetlendirin.
8-Omletinizi yaparken iki yumurta kullanmak yerine, yumurtalarınızdan birinin tamamını kullanın, diğerinin ise sadece beyazını ekleyerek aldığınız kaloriyi azaltın.
9-Şeker içeren reçeller yerine meyvenin kendi tadıyla yapılmış doğal reçelleri kullanın.
10-Normal sosis, salam ve sucuk yerine yağsız etle yapılmış olanları seçin.Mümkünse yemeyin.
11-Ekmeğinize sürdüğünüz veya sandviç/tost yaptığınız normal peynirler yerine yağsız olanları tercih edin.
12-Çayınızı, kahvenizi veya kahvaltılık gevreğinizi tatlandırmak için normal şeker yerine enerjisiz doğal tatlandırıcıları kullanın.
13-Sandviç veya tost yaparken beyaz ekmek yerine tahıllı ekmek kullanın.
14-Kahvaltıda sütünüzü şeker yerine taze meyvelerle tatlandırın.

Öğle ve akşam yemeği :

(daha fazla…)

İştah kapatma önerileri!..

Pazar, 10 Ağustos 2008

Bazı kişiler vardır çok iştahlı. Hani su içsem yarıyor diyen cinsinden. Bazıları vardır. Hiç bir şey yiyip içmezler. İştahları yoktur. İştahı fazla olanlara uzmanların ve benim bazı önerilerimiz olacak.

İşte iştahla baş etmenin yolları:

Birçok yöntem denemenize rağmen yemek yemekten vazgeçemiyor ya da iştahınızla baş edemiyorsanız bu yazıyı mutlaka okuyun…

a- Daha uzun süre çiğneyin:

Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beyinin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına gelir. Üstelik tat Alma duyusu da daha fazla tatmin edilir. Böylece doyduğunuzu anlamazla yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da çabası…

b- Güç harcayarak egzersiz:

Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut isiniz artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durumda egzersizi takip eden bir kaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına neden oluyor. Böyle bir durumda, normal öğün saatinden bir kaç saat önce egzersiz yapmak başlamak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapalı olacaktır. Ama asla öğün atlama hatasına düşmeyin. Hem vücudunuz güçsüz düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

c- Tat alma duyunuzu tatmin edin:

Yapılan araştırmalara göre değişik tatlarla bu duyuyu tatmin etmek, daha az miktarla yetinebilmemizi sağlıyor. Sürekli ayni yemeği yemek ise, özellikle de tadı hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın kendini iptal etmesine neden oluyor. Bu yüzden de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Bu durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

d- Atıştırma krizlerini engelleyin:

Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada birseller atıştırmak isteyebilirsiniz ama sizi doyuracak miktarla çok az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin. Çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve seker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli bir tokluk hissi sağlıyor.

e- Daha fazla su için:

Su içmek kendinizi tok hissetmenize yardımcı olduğu için önemli Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderiyor. Bol su içmek bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi de önler.

Bu önerileri uygulamak çok kolay gibi görünüyor değil mi? Aslında değil. Deneyin zorluklarını göreceksiniz.Tüm zorluklara rağmen denemeye değer!.

Neden şeftali de yemeliyiz?

Pazar, 10 Ağustos 2008

Yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biri olan şeftali kiraz ve kayısı gibi gülgiller ailesindendir.

Dünyaya Çin’den yayıldığı düşünülen şeftali uzun yaşam ve ölümsüzlük sembolü olarak Çin sanatında çömlek ve porselen dekorasyonunda kullanılmıştır.

En iyi sıcak iklimlerde yetişen şeftali Avrupa’ya İran’dan İspanyollar tarafından getirtilmiştir.

Bu yüzden Romalılar şeftaliye “Prunus Persica” adını vermişlerdir.

Şeftali ağacı ortalama 30 yıl yaşar, çok uzun ömürlü bir ağaç değildir.

Bol sulu ve tatlı meyvesinin en önemli özelliği kabuğunun tüylü olmasıdır.

Bu kadifemsi dokudan hoşlanmayanlar için nektarın denilen tüysüz bir çeşidi de vardır.

Çekirdeği tek ve serttir. Çekirdeği kolay ayrılana yarma şeftali, ete yapışık olana et şeftalisi denir. Yarma şeftali genellikle taze meyve olarak tüketilir.

Et şeftalisi ise konserve yapımında kullanılır. Ülkemizde beyaz ve sarı etli olarak bilinen iki tür vardır.

Şeftali alırken özellikle hoş kokulu olmasına dikkat edin.

Eğer olgun şeftali alacaksanız hemen tüketin.

Olgunlaşmamış şeftalileri evde oda sıcaklığında bir kese kağıdı içinde 2-3 gün bekletirseniz olgunlaşmalarını sağlarsınız. Şeftalinin olgunlaştığını dokunduğunuzda yumuşamasından ve hoş kokusundan anlayabilirsiniz.

Bu ağacın meyvesinin nelere kadir olduğuna birlikte bir göz atalım.

Bakın bu şeftali nelere kadirmiş.

Ateşi düşürür.

Böbrek taşlarını eritir.

Ağız kokusunu alır.

Bağırsak kurtlarını öldürür ve olgunu yumuşaklık yapar.

Gut hastalığına karşı etkili bir ilaçtır.

Sinirleri yatıştırır ve uykusuzluğa iyi gelir. Kanı zehirlerden temizler.

Bol miktarda idrar söktürür.

Çiçekleri kabızlığı giderir ve barsak solucanlarını düşürür.

Safra kesesi ve böbrekler için faydalıdır.

Basur memelerinden doğan şikâyetleri giderir.

Meyvesi hazmı kolaylaştırır. İdrar yollarını temizler.

O zaman bu meyveden de yemeye devam.

İşte ülkemizde bol miktarda yetişen ve her ortamda ucuz fiyata satılan bir meyve daha.

Faydalarını saymakla bitiremediğimiz bu güzel meyveden de yemeye devam.

PATLICAN SEKS GÜCÜNÜ ARTIRIYOR!

Pazar, 10 Ağustos 2008

Dr. Ahmet Kuytul’un yaptığı araştırmaya göre, patlıcan yemek erkeğin cinsel gücüne güç katıyor!..

 

Günaydın’da yer alan habere göre, Adana Sıtma Savaş Müdürü Dr. Ahmet Kuytul, yaptığı araştırmayla Türkiye’nin cinsellik haritasını ortaya çıkardı. Kuytul’un 25-29 yaşlarındaki erkeklerle yaptığı araştırmaya göre; kırsalda yaşayanların yüzde 20.7’si, kentlerde yaşayanların ise yüzde 18.8′i ilk cinsel ilişkiye 19 yaşında giriyor. Yine aynı araştırmaya göre, patlıcan yiyen erkeğin seks gücü daha fazla oluyor.

EVLİLİK YAŞI BÜYÜDÜ
Araştırmaya göre; Türkiye’de evlenme yaşı kadınlarda 19.5 iken, bu rakam erkeklerde 23.6… Araştırma, iki farklı neslin kadınları için de evlenme yaşının büyüdüğünü gösteriyor. Araştırmaya katılan 45-49 yaş arasındaki kadınların evlenme yaşı ortalama 18.4 iken, 25-29 yaş aralığındaki kadınların evlenme yaşı ortalama 20.4… Yani genç kuşakta evlenme yaşı, bir önceki kuşağa göre iki yıl büyümüş.

EĞİTİMLİSİ BEKLİYOR
Kuytul, kızların Doğu’da küçük yaşta evlendirildiklerine işaret edip, bu bölgede ortalama evlenme yaşının 18.1 olduğunu söylüyor. Kuytul’a göre Batı’da bu oran 19.9… Eğitimin ilk evlenme yaşını etkilediğini de ortaya çıkaran Ahmet Kuytul; ortaokul ve üzeri eğitimli kadınların, hiç eğitim almayanlardan 6 yıl daha geç evlendiklerini söylüyor. Araştırmaya göre; erkekler için ortalama ilk evlenme yaşı 24 civarında ve bu, her kuşakta değerini koruyor. Ayrıca araştırma, 15-19 yaş grubundaki kadınların yüzde 5.8′inin hiç eğitim almadığını, yüzde 4.8′inin de ilkokulu yarım bıraktığını ortaya koyuyor.

Diş fırçası ve dolgu tarihe karışıyor

Cumartesi, 09 Ağustos 2008

Bilimadamları sadece parlak ışık kullanarak diş plağı oluşturan bakterileri yok etmeyi başardı.

Cilt kanseri tedavisinde kullanılan prensiplerden yola çıkılarak geliştirilen bu tedavi yönteminin birkaç yıl içinde evlerde de kullanılmasına başlanabilecek. Muhtemelen diş fırçasının ucuna iliştirilecek bir minik bir lamba bu işlevi görmeye yetecek.

Leeds Diş Enstititüsü’nde bu projeyi gerçekleştiren ekip aynı zamanda vücudun yeni enamel üretmesini sağlayacak bir losyon üzerinde de çalışıyor. Bu proje başarılı olursa dişleri oymaya ve doldurmaya olan ihtiyaç azalacağı için diş bakımı ve tedavisinde büyük bir adım atılmış olacak.

Her iki projeyi de yöneten Profesör Jennifer Kirkham, ‘fotodinamik tedavi’ kullanılan ağız temizliği yöntemini şöyle anlattı: “Antibakteriyel moleküller içeren bir sıvı uygulanarak sadece plağa yol açan bakteriler bunu absorbe etmesi sağlanıyor. Daha sonra ağız içine parlak bir ışık tutulduğunda ise bu moleküller aktive oluyor ve bakterileri öldürüyor.

(daha fazla…)

Alzheimer ve Parkinson’da umut

Cumartesi, 09 Ağustos 2008

Uzmanlar, hastaların hafızalarının güçlenmesine yardımcı olacak özel bir besin üretti.

Bilim adamları, beyin hücreleri kısmen zarar görmüş fareleri, Omega-3 yağ asitleri ile yüklü özel bir besin ile besleyerek hafızalarının güçlenmesini sağladı.

Bilim adamlarının hazırladığı özel besin desteği, özellikle Alzheimer ve Parkinson hastaları ile hastalık riski taşıyanlar için umut oldu.

Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) görevli bilim adamları, Omega-3 yağ asitleriyle hazırladıkları özel diet menüsü ile besledikleri kobay farelerde hafızanın güçlendiğini ve öğrenmenin hızlandığını tespit etti.

Araştırmaya göre, başta Alzheimer ve Parkinson olmak üzere çeşitli baş hastalıkları yüzünden beyin sinir hücreleri kısmen azalan ya da zarar gören kişilerin, söz konusu besinle beyin fonksiyonlarının yeniden canlandırılabileceği belirlendi.

Bilim adamlarının hazırladığı besin desteğinde, bir çeşit Omega-3 yağ asidi olan DHA, Uridin ile Kolin bulunuyor. Omega-3 yağ asitleri vücut tarafından üretilemiyor ama balık, yumurta, keten tohumu ve otla beslenen hayvanlardan elde edilen etlerde bulunuyor.

Herhangi bir dış yiyecek kaynağından elde edilemeyen Uridin ise özellikle bebek emziren kadınların vücutlarında diğer insanlara göre daha çok bulunuyor. Kolin ise et, yumurta, fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemişlerde B vitamini formunda yer alıyor.

Suyun azı da çoğu da zarar

Cumartesi, 09 Ağustos 2008

Özellikle yaz aylarında az su tüketiminin yanı sıra fazla tüketiminin de sakıncalı olabileceğini belirtildi.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Yeniçerioğlu, suyun insan yaşamı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu, insanların yemek yemeden haftalarca canlılığını sürdürebildiğini, ancak susuz sadece birkaç gün yaşayabildiğini söyledi.

İnsanların ter, idrar ve solunum yolu ile su kaybettiğini ifade eden Yeniçerioğlu, normal bir bireyin su gereksiniminin, metabolizma hızı, ortam ısısı gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini belirtti.

NORMAL SU İHTİYACI 1.5-2.5 LİTRE

Normal koşullarda insanların gereksinim duyduğu su miktarının günde 1.5-2.5 litre arasında değiştiğini açıklayan Yeniçerioğlu, yaz aylarında sıcak ortamlarda, ishal, aşırı terleme ve çeşitli hastalık durumlarında su ihtiyacının artacağına işaret etti.

Son yıllarda cilt güzelliği, diyet, toksitlerin atılması ve kanın temizlenmesi gibi gerekçelerle insanların günlük 4-5 litre sıvı tüketilmeye teşvik edildiğini ifade eden Yeniçerioğlu, şunları söyledi: “Böbreklerin belirli bir oranda su atma kapasitesi vardır. Böbreklerin su atma kapasitesinin üzerinde su alındığında, atılamayan su, kanda birikerek, kandaki elektrolitlerin, kan hücrelerinde değişikliklere neden olarak, kan sodyum düzeyinde düşmeye neden olur. Biz bunu da tıpta ‘hiponatremi’ olarak tanımlıyoruz. Kan sodyum düzeyindeki düşmeye bağlı gelişen beyin ödemi, bulantı, kusma, halsizlik, bilinç değişiklikleri, kasılma nöbetleri, koma ve hatta ölüme neden olabilir.”

Amerika’da yapılan ve en çok suyu içenin ödülü kazandığı bir yarışmada, yarışmacılardan birinin hiponatremi sonucu hayatını kaybettiğini aktaran Yeniçerioğlu, yine ABD’de bakıcısı tarafından su içmekle cezalandırılan 3 yaşındaki bir çocuğun da hiponatremi nedeniyle öldüğünü kaydetti.

Kanserden korunmak için 30 yol

Cumartesi, 09 Ağustos 2008

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tahminlerine göre her yıl dünya çapında 10 milyon hastaya kanser teşhisi konuyor.

Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre bu rakam, önlem alınmazsa 2020’de yüzde 50’lik artışla 15 milyonu bulacak. Pek çok kanser tipi durduk yerde veya bir gecede ortaya çıkmıyor ve büyük oranda öngörülebiliyor. Günlük yaşamınızda yapacağınız birkaç küçük değişiklik, riski gözle görünür oranda azaltabilir…

1. Lahana turşusu yiyin: Fermentasyon sürecinde kanser savaşçısı bileşenler ortaya çıkıyor.

(daha fazla…)